Korku ve Acıma: Trajik Katarsisten, Analitik Edimin Trajik Boyutuna
Lacan, Psikanalizin Etiği Semineri’nin sonuna doğru Sophokles’in Antigone eserine
adadığı uzun incelemesini fırsat bilerek, sırası gelmişken katarsis terimini dahil eder.
Lacan, Psikanalizin Etiği Semineri’nin sonuna doğru Sophokles’in Antigone eserine
adadığı uzun incelemesini fırsat bilerek, sırası gelmişken katarsis terimini dahil eder.
Psikanaliz bedenden söz ederken hangi bedenden söz eder? Tıbbın görüntülediği, aynada görüp kendimize ait saydığımız, bir başkasının bakışında nasıl göründüğünü merak ettiğimiz ya da hiç beklemediğimiz bir anda ağrıyan, kızaran, titreyen beden gerçekten aynı beden midir? Bütün bunlar tek bir bedende yaşansa da aynı beden deneyimini anlatmaz.
Hemen her şeyin hiç vakit kaybetmeden hızlıca anlamsızlığa düştüğü şu zamanlarda yalnızlık üzerine yazmaya karar verdim. Bunun bir karardan ziyade neredeyse bir gereklilik haline geldiğini de söyleyebilirdim; çünkü yalnızlık, bir psikanalistin odasında sıklıkla kaygıyla, korkuyla, acımayla ya da tedirginlikle bahsi açılan bir konu.
Eğer psikanalizin dışından biri bana kastrasyon ne demek diye sorsaydı ona kastrasyonun her şeyi kaybetmemek için ondan bir parçayı, küçük bir parçayı kaybetmeyi kabul etmek ve üstlenmek olduğunu söylerdim. Bu şekilde anlaşıldığında, kastrasyon günümüzde mevcut olan “hepsi veya hiç” mantığından çıkar.
1956-1957 yılları arasında verdiği Nesne İlişkileri seminerinde Lacan, kuramını diğer psikanalitik kuramlardan ayıran önemli bir farkın altını çizer. Bu, nesnenin kavramsallaştırılmasına dair radikal bir farktır. Diğer psikanalitik kuramcıların aksine, Lacan kuramında nesneyi kayıp bir nesne, esasında hiç sahip olunamamış bir nesne olarak yapılandırır. Freud’un öğretisinden yola çıkan Lacan, nesne fikrinin ancak bir arayışta, kayıp bir nesnenin yeniden bulunma ümidi ile atılım verilen bir arayışta belirdiğini belirtir.
Düşüş, çoğu zaman bir olay olarak düşünülür: bir yükseklikten aşağıya doğru gerçekleşen ani bir hareket, bedeni yerçekimine teslim eden fiziksel bir kırılma… Oysa psikanalitik perspektiften düşüş, tek bir anın ötesinde, öznenin kendisini sembolik düzen içinde konumlandırma biçimiyle ilişkili yapısal bir deneyime işaret eder.
2024 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Hang Kang’ın bu cümleleri Türkçe’ye çevrilmiş en son kitabı olan Yunanca Dersleri’ne ait. Hang Kang’ın tüm külliyatını yörüngesinde tutabilecek güçteki bu yoğun kesit, insanın iki dudağının arasından dökülenlerin ve gözünü açıp kapayana kadar olup bitenlerin nasıl da ötekine yazgılı olduğunu özetliyor.
Çocuğunun düşmek üzere olduğuyla ya da zaten düştüğüyle ve bir tepki vermediğiyle
karşılaşan bir annenin bir duygulanım yaşaması ve tereddüt etmeden, tamamen dilin içinde yer alan ve açığa çıkan bir acı duygusunu söze döktüğü sıklıkla görülen bir olgudur.
Bebek ve Otizm çalışmaları, klinikte karşılaştığım bebek ve otistik çocukların ıstıraplarından, bu ıstırabı kavramaya ve çalışmayı katmanlaştırmaya yönelik arzumdan itibaren kaleme aldığım bir çalışmadır.
Çalışmamın ana hattı, kentin mekân boyutunun günceldeki izdüşümlerini takip ederek, bu izdüşümlerin güncel neoliberal ve muhafazakâr söylemde uygarlık, mekân, bir merci ve yer olarak Öteki ve bu yere yönelen şiddet hattı üzerinden bize ne duyurduğunu araştırmak olacak.